Şengal ve ferman kıskacı

Êzidîlerin ferman kıskacından çıkmasının en temel yolu, özerklik temelinde geliştirdikleri toplumsal örgütlülüğünü daha da büyütmek ve saldırı kimden gelirse gelsin öz gücü ile direnmektir. Tek çözüm yolu budur.

Şengal’de 17 Nisan akşamı Irak ordusunun Şengal savunma güçlerine saldırması ardından başlayan gerginlik sürüyor. Gerginliğin çatışmaya dönüşmemesi için başta savunma güçleri olmak üzere duyarlı kesimlerin çabaları da sürüyor. Özellikle de halkın son derece duyarlı ve örgütlü hareket ediyor oluşu işlerin daha fazla kontrolden çıkmasını şimdilik önlüyor; fakat Kazımi hükümeti ve özellikle de Musul Operasyon Gücü Komutanının provokatif yaklaşımları göz önünde tutulduğunda bunun nereye varacağını kestirmek zor oluyor. Tam da bu noktada kafalarda çeşitli soru işaretleri bırakan husus, Irak’ın şu sıralar hukuki olmayan ama fili olarak görev yapan hükümetinin Êzidîlere karşı saldırgan tutumu oluyor. Gerçekten de küçük bir coğrafya olan Şengal ve sayısal olarak da küçük bir toplum olan Êzidîlere düşmanca yaklaşımın nedeni nedir?

İşin özüne bakacak olursak; Irak devletinin Êzidî halkıyla ciddi sorunlar yaşayacak ne gerekçesi ne de ihtiyacı vardır. Şengal’deki bu krizi çözmek de devlet açısından zor değildir. Êzidî toplumunun iradesini kabul etmenin Irak devletine hiçbir zararı yok, aksine yararı vardır. Bunu Irak devleti de görmekte hatta devletin etkili yetkililerinden birçok defa bunu duymak da mümkün. Demek ki bu sorunun kaynağında ne Irak devleti ne de Irak’ın farklı yerel dinamikleri vardır. Şengal Özerk Yönetimi’nin zaten sorunun çözümü konusunda olumsuz bir yaklaşımı hiç olmadı, tersine sorunun çözümü konusunda birçok konuda hep feragat edecek kadar yapıcı bir yaklaşım sahibi oldu. Peki sorun nereden ve kimden kaynaklanıyor? Kısaca özetlersek;

ÊZIDÎ TOPLUMU İRADE SAHİBİ BİR MUHATAP BULAMIYOR

Birincisi, devletin kendi içerisinde yaşadığı krizli durumdur. Krizli durum derken sadece güncel olarak Irak’ta yaşanan hükümet krizinden bahsetmiyoruz. 2003 ABD müdahalesi ile beraber başlayan ve bir türlü istikrar sağlanamayan siyasi, idari krizden bahsediyoruz. Bu krizli durum, sorunun çözümü konusunda ciddi handikaplar yaratmaktadır. Bu karmaşık zemin, birçok bölgesel ve emperyalist gücün anlık müdahalelerine zemin sunarak, isteyenin istediği gibi at koşturabileceği bir alan olmasını beraberinde getiriyor. ABD emperyalizmi bir taraftan, İran devletinin çıkarcı yaklaşımları diğer taraftan, Türk sömürgeciliğinin yayılmacı ve Kürt soykırımını gerçekleştirme arzusu kendini dayattıkça dayatıyor. Ve karışık, her türlü müdahaleye açık zemin sadece bu topraklarda yaşayan halklara ve inançlara zarar verir durumdadır. Bahsettiğimiz tüm güçler kazanıyor, halklar, ezilenler kaybediyor. Hal bu olunca Şengal Özerk Yönetimi, karşısında sorunu çözecek bir muhatap bulamıyor. Sorunlar karşılıklı taraflar arasında çözülür; fakat bu durumda sorunun bir tarafı var ve son derece hazırlıklı ama diğer taraf ortada yok. Êzidî toplumu sorunu her çözmek istediğinde karşısında ya irade sahibi bir muhatap bulamıyor veyahut karşısına birçok muhatap çıkıyor. Tüm bu muhataplarla diyalog geliştirdiğinde ise bu defa bu çevrelerin kendi içindeki engelleyici hatta provoke edici bir durumla karşı karşıya kalınıyor. Bu durum çok ciddi bir çıkmaz yaratıyor.

SOYKIRIMCI TÜRK DEVLETİ ENGELİ

İkincisi, devlet içerisinde yaşanan tüm bu krizli duruma rağmen Şengal Özerk Yönetimi, sorunu çözme gücüne ve kabiliyetine sahip. Aslında birçok defa Irak’ın bu karmaşası içerisinde bile sorunu çözebilecek raddede görüşmeler de oldu. Fakat tüm bu çabalara Türk soykırımcılığı engel oldu, olmaya da devam ediyor. Soykırımcı Türk devleti zaten Êzidîlere dönük 2014 yılından itibaren yapılan tüm saldırıların ya arkasında var veya bizzat içerisinde yer alıyor. DAİŞ’in Şengal’e saldırmasının arkasında Türk soykırımcı devleti ve onun en faşist hükümeti Erdoğan hükümetinin olduğu artık gün gibi ortada. Kaldı ki faşist şef bunu birçok defa dolaylı olarak itiraf etti. Fakat DAİŞ saldırısı PKK gerillasının öncülük ettiği Êzidî direnişi ile boşa çıkarıldı, kırıldı. Ardından Önder Abdullah Öcalan etrafında bir araya gelen Êzidî toplumu siyasi, idari ve askeri yapılanmalarını büyük bir gayretle örgütleyerek tarihte belki de ilk defa kendisini savunabilecek ve yönetebilecek düzeyde gelişim kat etti. Bununla da sınırlı kalmadı, Irak’ın ve giderek tüm Ortadoğu’nun sorunlarına çözüm olabilecek özerklik sistemini ilan etti ve bunu pratikleştirdi. Diğer taraftan Türk soykırımcılığı 100. yılında tüm Kürtlerin soykırımını tamamlamak gibi uğursuz hedefi nedeniyle 2017’den itibaren hava saldırılarıyla bizzat saldırıların tarafı oldu. Hava saldırılarının yanı sıra Şengal’de her türlü özel savaş saldırıları yürütüyor, Irak devletinin Şengal’e saldırmasını dayatıyor ve bu konuda her türlü provokasyonu yapıyor. Tabii Şengal’e dönük Türk devletinin saldırılarını ise bizzat KDP ihaneti pratikleştiriyor. Irak’ı da Şengale karşı kışkırtan, tahrik eden Türk devleti ve onun yeminli sadık işbirlikçisi KDP oluyor.

SALDIRILARIN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ ABD

Üçüncüsü ise ABD’nin başını çektiği küresel emperyalist güçlerin durumu oluyor. Tarihsel olarak Kürt soykırımında küresel kapitalist modernist güçlerin aldığı pozisyonla beraber güncel olarak da Kürt özgürlük mücadelesi ile olan ideolojik çelişkileri biliniyor. Demokratik ulus zihniyetine dayalı demokratik özerklik projesine temelde düşmanlık yapan bu modernist güçlerin öncülüğünü ABD emperyalizmi yapıyor. Zaten Önder Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin ve yine özgürlük gerillalarına karşı yapılan tüm saldırıların en büyük destekleyicisidir. Dolayısıyla nerede özgürlük ideolojisi temelinde yaşamak isteyen bir Kürt varsa ona en fazla düşmanlık yapan hatta ortadan kaldırmak isteyen ABD’nin başını çektiği küresel emperyalist güçler oluyor. ABD’ye göre Kürt olacaksa KDP çizgisinde işbirlikçi Kürt olacak. Bu nedenle özgür Kürt’e karşı işbirlikçi Kürt’ü ve onun çizgisini güçlendiriyor. Gerilla alanlarına ve Şengal’e eş zamanlı başlayan saldırıların hemen birkaç gün sonrası İngiltere’nin Kürt haini Mesrur Barzani’yi başbakanlık köşkünde ağırlaması, Kürt halkına nasıl yaklaştığının en açık göstergesi oluyor. Verdikleri mesaj şudur: Özgür ve onurlu yaşamak isteyen Kürt’ü imha ederim, işbirlikçisini kabul ederim. Dolayısıyla Şengal’de Êzidî toplumunun özgürce yaşaması konusunda en fazla engelleyici pozisyonda olan ABD emperyalizmi oluyor. Zaten Şengal’e yönelik 9 Ekim anlaşmasının hamiliğini yapması hasebiyle de ABD’nin özgür, özerk Şengal’e karşı düşmanlığını ortaya koyması bakımından önemli.

GERİYE TEK ÇÖZÜM YOLU KALIYOR

Bu durumda tek çözüm yolu kalmaktadır; öz gücüne dayanmak. Bunun dışında başka yol yoktur. Onurlu ve özgürce yaşamanın tek yolu budur. Bunun dışında başka bir arayış içerisinde olmak büyük gaflet olacağı gibi Kürt halkı açısından yok oluşun kapılarını açar. 50 yıldır özgürlük hareketi, Ortadoğu gibi bir coğrafyada soykırım kıskacında Kürt halkını irade haline getirip kendisi için mücadele eder duruma getirmişse, bunu yabancı hiçbir güce dayanmadan halkın öz gücüne dayalı mücadelesiyle yapmıştır. Bundan sonra da özgür ve onurlu bir yaşam olacaksa bunun dışında başka bir seçenek yoktur.

Êzidî toplumu, tarihinde ilk defa Irak’ta ve Ortadoğu’da ciddiye alınır bir düzeye gelmişse hiç kuşku yok ki kendi öz gücüne güvenip örgütlenmesi sayesinde olmuştur. Dolayısıyla Êzidîlerin ferman kıskacından çıkmasının en temel yolu, özerklik temelinde geliştirdikleri toplumsal örgütlülüğünü daha da büyütmek ve saldırı kimden gelirse gelsin öz gücü ile direnmektir. Tek çözüm yolu budur. Bu geliştiği oranda çözümün gelişebileceğini unutmamak gerek.