'Saldırılara rağmen Rojava’da hizmetlerimizi sürdüreceğiz'

Cizîr Kantonu Yerel Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Süleyman Ereb, “Savaş, saldırı ve ambargoya rağmen Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik yaşam için hizmetlerimizi sürdüreceğiz” dedi.

Cizîr Kantonu Yerel Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Süleyman Ereb, devrim öncesi ve sonrasında Kuzey ve Doğu Suriye’de belediye çalışmaları, örgütlemesi ve sistemine yönelik ANF’nin sorularını yanıtladı.


Devrim öncesi Rojava ve Suriye genelinde nasıl bir belediyecilik sistemi vardı?

Devrim öncesi Suriye devleti ulusçu ve şoven zihniyetiyle bir siyaset yürütüyordu. Bu zihniyetle Kürt bölgelerine yaklaştığı için bölgelerimize dönük hiçbir stratejik proje geliştirmedi. Verilen bazı hizmetler de mecburen yapılması gerekenlerdi. Bunların hepsi de esasen kendi siyasetine hizmet temelindeydi. Bölgede bulunan gaz, petrol gibi zenginliklerine  ulaşmak için yapıyordu. Şam hükümeti hiçbir zaman bölgeyi geliştirecek, halkın yaşam koşullarını daha üst seviyeye çıkaracak ve alt yapısını düzenleyecek herhangi bir proje geliştirmedi. Aksine her zaman demografiyi değiştirmeye, bölgede göçün önünü açmaya, bölge halkını fakir bırakmaya  yönelik bir siyaset söz konusuydu. Yani onlarca yıl bu topraklarda iktidar olan Şam hükümetinin bu bölgeye yönelik hiçbir zaman ciddi bir yatırımı olmamıştır.

Devrimle birlikte ilk belediye nerede ve nasıl kuruldu?

2011 yılında devrimin başlamasıyla birlikte bölgede çok ciddi bir savaş yaşandı. Zaten Şam hükümeti bu savaşta hiçbir şekilde kendisini bu bölgelerden sorumlu görmedi ve bölgeyi terk etti. Büyük bir direniş gelişti. Ayrıca DAİŞ bölgede çok ciddi tahribatlar yarattı. Mevcut altyapıyı ve şehirleri de DAİŞ yıktı.

2012 yılının başında Özerk Yönetim ya da Demokratik Toplum Hareketi TEV-DEM, toplum ile birlikte belediyeleri oluşturma kararı aldı. Çünkü bölgede saldırılardan dolayı çok ciddi hasar oluşmuştu. Halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve zararları kısmen de olsa toparlayabilmek için belediye çalışmalarının örgütlenmesine başlandı. Bölgenin birçok yerinde biriken çöpler vardı, bunların toplanması gerekiyordu. Çok ciddi su sorunu vardı ve bir şekilde suyun bulunması gerekiyordu.

Bu çerçevede 2012 yılında Qamişlo’da bir belediyenin oluşturulması için halk ile birlikte toplantılar yapıldı, tartışmalar oldu ve bunun sonucunda belediye çalışmaları başlatıldı. 2012 yılında öncülüğünü Qamişlo merkezi yaptı ve sonrasında Amûdê ve diğer şehirlerde de yapılmaya başlandı.

Bir yıl sonra; yani 2013 yılında ilk kez Rojava genelinde özgürleştirilen tüm il, ilçe ve kasabaların katıldığı bir belediye konferansı gerçekleştirildi. Bu şekilde her şehir ve beldede belediyeler kurulmaya başlandı. Tabii bu çalışmalar yapılırken aynı zamanda saldırılar da devam ediyordu. 11 Mart 2013 yılında DAİŞ çetelerinin Qamişlo belediyesine yönelik yaptığı saldırıda 11 arkadaşımız şehit oldu. DAİŞ ve destekçilerinin özellikle belediyeyi seçmelerinin elbette bir nedeni vardı. Çünkü halka hizmet eden ve savaş ortamında halkın ihtiyaçlarına cevap olabilmek, aynı zamanda yaşamın devam etmesini sağlıyordu ve bu da onların planlarını boşa çıkarıyordu.

2015 yılında ilk kez Rojava genelinde belediye seçimleri yapıldı. Belediye meclisleri oluşturuldu ve eşbaşkanları seçildi. 2017 yılında halk encümenleri seçimleri yapıldı. Bu seçimler içinde belediyeler, sistem olarak direkt halk encümenleri meclislere bağlandı. Bu şekilde eşbaşkan ve belediye meclisleri belirlendi. Böylelikle belediye çalışmalarımız devrim içinde başladı ve devam etti.

2013 yılında ilk konferans yapıldı, 2016 yılında ikinci konferans gerçekleştirildi. Bu konferanslarda belediye sistemleri prensiplere bağlandı ve onaylandı. Bu sistem çerçevesinde belediyelerimiz yaşanan savaş, çatışma ve kriz içinde çalışmalarını yaptı ve örgütlenmelerini devam ettirdi.

Kuzey ve Doğu Suriye’de belediyecilik sistemi nasıl yürütülüyor? Sendikası var mı?

Aralık 2022 yılında Kuzey ve Doğu Suriye belediyeleri üçüncü konferanslarını gerçekleştirdi. Bu konferansta 132 belediye hazır oldu. Demokratik belediyecilik anlayışının daha da güçlendirilmesi ve örgütlendirilmesine ilişkin geniş tartışmalar yapıldı. Özerk Yönetim içinde, demokratik ulus projesi çerçevesinde, özellikle Önder Apo’nun paradigması çerçevesinde yerel belediyeciliği kendi bölgelerimizde nasıl geliştirebileceğimiz konusunda birçok önemli karar alındı. Bu kararlar, Özerk Yönetim ve özellikle bir buçuk yıl önce Toplumsal Sözleşme çalışmaları yapan komiteye sunuldu.

Şimdiye kadar sendika yoktu. Çünkü özerk yönetim sistemi, tüm Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinde birlikte kurulmadı. İlk başta özgürleştirilen Kürt bölgelerinde geliştirildi, adım adım genişletildi. Başta da dediğim gibi bir tarafta inşa çalışmaları yapılırken diğer tarafta savaş devam ediyordu. Bu nedenle de bölge bölge geliştirildi. DAİŞ’ten özgürleştirilen her bölgede aynı anda sistem de kurulmaya çalışılıyordu. DAİŞ’in temizlenmesinden sonra alanlarımız genişledi. Her bölgede de o bölgenin özelliklerine ve özgünlüğüne göre, o bölgedeki toplumun kültürüne göre, yani oradaki siyasi ve kültürel yapıya göre yönetimler oluşturuldu.

Her bölgede belediye komiteleri vardı. Bu komiteler il, ilçe ve beldelerdeki insan sayısı ve coğrafik yapısına göre örgütlenmişti. Örneğin Cizîr bölgesinde iki kanton vardı, Hesekê, Qamişlo kantonları ve Cizîr bölgesi belediye meclisi vardı. Aynı zamanda Kuzey ve Doğu Suriye Belediye Meclisi vardı. Kendimizi bu şekilde örgütlemiştik. Her bölge kendi proje ve planlarını oluşturuyordu ve bunlar Kuzey ve Doğu Suriye Meclisi'nde toplanıyordu. Son iki yılda da birkaç bölgeyi kapsayacak projeler örgütlendirildi.

Belediye, yerel yönetim olarak şehrin ya da bölgenin yönetiminde nasıl yer alıyor? Geçen yıl Toplumsal Sözleşme ilan edildi; belediyeler bunun içinde nasıl yer alacak?

Toplumsal sözleşmenin ilanıyla birlikte belediye sistemlerimizde de değişiklik olacak. Özerk yönetim içinde belediyeler kanunu olacak. Doğrudan belediye seçimleri olacak ve bu seçimler halk tarafından yapılacak. Belediye eşbaşkanları ve belediye meclisleri halk tarafından seçilecek. Bu seçimler Kuzey ve Doğu Suriye belediyelerini oluşturacak ve sonrasında bu belediyeler içinde belediyeler birliği ya da belediyeler sendikası kurulacak. Böylelikle tüm belediyeler özgün, doğrudan kendilerini yönetebilecek ve hiçbir kurum ya da oluşumun bu belediyelerin kararlarına ve çalışmalarına etkisi-yetkisi olmayacak. Tabii ki Özerk Yönetim'in kurum ve meclisleriyle bir ilişkileri olacak. Ancak, eskisi gibi öyle herkes belediyeler üzerinde karar alamayacak. Böylelikle hem özgünlüğü geliştirecek belediyeler için hem de bu son yıllarda Özerk Yönetim içinde gelişen merkezileşmeyi de en aza indirecek.

Ayrıca ilerde eğer Suriye genelinde özerk yönetim ve Şam hükümeti arasında bir ittifak oluşursa, bir merkez oluşturulursa, bu merkez Şam, Reqa ya da başka bir merkezde de kurulsa, bu merkez belediyelerin iradesine ve kararlarına doğrudan müdahale edemeyecek. Özerk Yönetim, Toplumsal Sözleşme içinde belediyelerin bu hakkında korunuyor. Biz özellikle Toplumsal Sözleşme'yle bunu geliştirmek istedik. Çünkü bu şekilde hem onun demokratik yönü gelişecek, hem özgün bir şekilde kendi çalışmalarını yürütebilecek, hem de her belediye kendi alanındaki kararları, imkanları ve iradesini koruyabilecek. Bu şekilde dışarıdan kimsenin buna etki etme şansı olmayacak. Bu anlamda toplumsal sözleşme içinde yerel yönetim sistemleri özerk yönetim içinde demokrasi ve adaletin pratikleşmesi açısından önemli bir rol oynayacak.

Diğer bir boyut ise, belediye sistemleri ve kanunları içinde ekolojinin korunmasıdır. Ancak istenilen düzeyde geliştirdiğimizi söyleyemeyiz. Geçmiş dönemlerde buna yönelik çabalarımız vardı ancak ekoloji boyutunda zayıf kaldık. Fakat demokratik ulus projesinin diğer bir ayağını da aslında ekolojik bir toplum oluşturuyor. Bizim buna yönelik de ilerde çok daha belirleyici projelerimiz var.

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik saldırıları devam ediyor, ancak son iki yıldır özellikle bölgenin alt yapısını hedef alıyor. Bu saldırılar belediye çalışmalarına nasıl etkide bulundu? Saldırıların etkisini en aza indirmek için nasıl bir çalışma içindesiniz?

Çalışmalarımız üzerinde elbette savaşın çok ciddi etkisi oldu, oluyor. Öncelikle devrimin ilk süreçlerinde özgürleştirilen her alan için belediyeler direkt harekete geçiyor. Özellikle yaşamsal ihtiyaçları karşılamak için... Başta su, elektrik, gıda ve o alanın temizlenmesi oldukça önemli. Çünkü ilk başta bunları sağlayamazsanız, halk özgürleştirilen alanlara dönemez. Nihayetinde savunma güçlerinden sonra elbette belediyeler gelir. Çünkü belediyelerin olmaması ya da etkisiz kalması yaşamı oldukça zorlaştırıyor. Özgürleştirilen alanlarda da askeri güçlerden sonra en önemli çalışma belediyelere düşüyordu. Devrimin başından bu yana bir taraftan direniş, savaş, halkı özgürleştirme hamleleri yapılırken, bir taraftan da halka hizmet ve yıkılan, halkın direk yaşamına etki eden zararları giderme çalışmaları hep devam etti.

Tabii hala saldırılar devam ediyor. Saldırılar, ambargo ve bölgenin çemberde olması çalışmalarımızı oldukça etkiliyor. İşgalci Türk devletinin bölgemiz üzerinde saldırıları durmadı zaten. Bizim bölgemizin büyük bölümü sınır üzerindedir. Ancak saldırılardan dolayı çok sayıda projemizi gerçekleştiremedik. İhtiyacı olan birçok alana ihtiyaç olmasına rağmen gereken araçları gönderemedik. Çoğu kez direkt belediye kurumlarımız hedef alındı ve arkadaşlarımız şehit edildi. Tabii ki işgalci Türk devleti bilinçli olarak bu saldırıları gerçekleştiriyor. Bu saldırıların diğer bir amacı da, bu bölgelerde halka hizmeti engellemek, halkı göçe zorlamak, Özerk Yönetim'i yetersiz göstermek gibi birçok amaç taşıyor.

Kuzey ve Doğu Suriye'nin alt yapısı ve şehir yapısı savaştan dolayı çok fazla tahrip olmuş durumda. İleriye dönük kısa ve uzun vadede projeleriniz var mı? Ayrıca dışarıdan size herhangi bir destek geliyor mu?

Şimdiye kadar belediyelere dışarıdan herhangi bir yardım yapılmamıştır. Yapılan tüm çalışmalar ve hizmetler yönetim ve halkımızın yardımlarıyla yapılmıştır. Reqa ve Dêrazor özgürleştirildikten sonra bazı kurumlardan yardım geldi ancak özellikle Cizîr bölgesine yönelik hiçbir şekilde dışarıdan bir yardım ya da destek gelmedi. Tüm gücümüzü halkımızdan alıyoruz. Biz mevcut saldırı, ambargo ve çember içinde kendi kendimizi yürütebilmeyi esas alıyoruz. Her belediyemizde ayrıca olağan üstü durumlar için komitelerimiz mevcut. Su, itfaiye ve belediye çalışmaları içinde yer alan tüm çalışmaları ilgilendiren komiteler var ve bu komiteler 24 saat iş başında.

Yani savaşa ve saldırılara rağmen direniş devam ediyor. Bu direniş aynı zamanda kendi sistemini koruma ve inşayı geliştirme açısından da aralıksız devam ediyor. Devrimin ilk sürecinde elbette yaşadığımız birçok zorluk vardı. Temizlik için ciddi sorunlarımız vardı. Suya ilişkin ciddi sıkıntılarımız vardı. Ciddi ulaşım sorunu vardı. Bunlar bir yere kadar çözüldü. Tüm saldırı, zorlanma ve savaşa rağmen biz birçok büyük projeyi gerçekleştirdik ve halkın hizmetine koyduk. Şimdi elimizdeki imkanlar çok zayıf. Ambargo ve saldırılardan dolayı belediye hizmetleri için ayrılan bütçe az. Bunun yanında var olan durum, yani halkın yaşamsal ihtiyacı olan su ve buna benzer ihtiyaçlar birinci sırada yer alıyor. Elimizdeki bütçenin büyük bölümü yaşamsal ihtiyaçları karşılamak için harcanıyor. Bu durum daha büyük projelerin gerçekleştirilmesini geciktiriyor.

Cizîr bölgesinde 57 belediye var. Her belediye için bütçe belirlemeden önce tüm köy, belde, il, ilçe hatta mahallelerle toplantılar yapılıyor. Bu toplantılarda her belediyenin sunduğu projeye göre, ihtiyaca göre, aciliyet arz eden projeler öne alınıyor. Çünkü gelen tüm talepleri direkt karşılayamıyoruz. Bu şekilde halk toplantılarıyla ihtiyaçlar, ihtiyaçlara göre de bütçe, yine halk toplantılarında belirleniyor. Projeler de kısa ve uzun vadede gerçekleşecek projeler olarak ayrılıyor. Kısa vadeli olanlar daha çok ihtiyaca göre, köy ya da mahallelerin su, yol sorunları gibi acil olan ama küçük boyuttaki projelerdir. Bazen bir yıl içerisinde yüzlerce proje geliyor. Bunların büyük bölümü küçük çaplı projelerdir. Bunların büyük bölümü halkın istekleri ve ihtiyaçlarına göre belirlenir. Bunlar belirlendikten sonra pratiğe geçilir. Tabii ileriye dönük büyük ya da bizim stratejik dediğimiz projeler de var. Bunların başında, temizlik geliyor. Suriye tarihi boyunca ilk kez Cizîr bölgesinde bulunan tüm çöpü bir yere toplamak ve geri dönüştürmek için çalışma yapıldı.

Her şehirde çöp toplama istasyonları kuruldu. Bu istasyonlar Dêrik, Hesekê, Amûdê ve birçok şehirde kuruldu. Bu şekilde bizim bölgemizdeki çöp sorunu çözülmüş olacak. Yine su sorunu için çok önemli projelerimiz var. Hesekê su sorununu çözmek için çalışmalarımızın büyük bölümü tamamlanmış durumda, sadece pratik yönü kalmış.

Büyük yol projelerimiz de vardı; bunlar geçekleştirildi. Bunların içinde örneğin Hesekê yolunu M4 karayoluna ulaştıran, Dirbesiyê yolunu M4 karayoluna bağlayan birçok çalışma yapıldı. Yine Qamişlo-Dêrik yol projesi var, bu proje birkaç yıl alır. Binlerce ağaç dikme projesi var. Bunlar hazırlanmış. Çocuklara ait yaşam alanları oluşturmak, hiçbir yerde sahipsiz bir çocuk kalmasın şiarıyla geliştirdiğimiz bir projemiz var. Kadınlar için de yaşam projesi adıyla bir proje var. Başta da belirttiğim gibi savaş, saldırı ve ambargoya rağmen biz Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik yaşam için hizmetlerimize devam edeceğiz.